Metin Basoglu's blog on war, torture, and natural disasters

Deprem travmasının tedavisinde etkili ve ekonomik bir yaklaşım modeli

(A cost-effective mental healthcare model for earthquake trauma –
Summary in English provided at end of article)

Daha önceki yazılarımda depremlerin travmatik etkilerine yönelik bir ruh sağlığı modelinden söz etmiş ve bu modele ilişkin bilgilerin son kitabımızda bulunabileceğini belirtmiştim. Bu kitap yakın zamanlarda yayınlandığı ve henüz Türkçe’ye çevrilmediği için bu modelle ilgili temel bilgilerin bir özetinin Van depremi sonrasında ruh sağlığı çalışanları ve Sağlık Bakanlığı yetkilileri için yararlı olabileceğini düşündüm.

DEPREM SONRASI RUH SAĞLIĞI SORUNLARININ YAYGINLIĞI

Doğal felaketlerin ruh sağlığı sorunlarına yol açtığı bilimsel araştırmalarla gösterilmiş ve artık sorgulanmayan bir gerçek olduğu için bu konu üzerinde fazla durmayacağım. Ancak, bu sorunların yaygınlığı konusunda bazı araştırma verilerine işaret etmekte yarar var.

Deprem ve savaş gibi kitlesel travmalardan sonra en sık görülen sorunlar Travma Sonrası Stres Hastalığı (TSSH) ve depresyondur. 1999 depremlerinden sonra İzmit, Gölcük ve Yalova yörelerinde 12,000’den fazla depremzede ile yaptığımız çalışmalar (Başoğlu ve ark. 2002; Şalcıoğlu ve ark. 2003; Livanou ve ark. 2003; Başoğlu ve ark. 2004) afet bölgesinde her 3 kişiden 1’inde TSSH ortaya çıktığını göstermektedir. Ne var ki, bu bulgu deprem sonrası yardıma ihtiyacı olabilecek insanların oranını yeterince yansıtmamaktadır. Yaptığımız alan taramalarında, travmatik stres sorunları için tedavi isteyip istemedikleri sorulduğunda, depremzedelerin %50’sinin yardım istediğini gördük. Bu bulgu, TSSH tanısının depremzedelerin tedavi ihtiyacını belirlemekte oldukça güvenilir bir kıstas olmakla birlikte, yine de ihmal edilemeyecek bir hata payına yol açtığını  göstermektedir. Bunun nedeni, birçok depremzedenin, TSSH tanısı almasa da, yaşadığı travmatik stres sorunları nedeniyle yardıma ihtiyaç duymasıdır. Nitekim, Gölcük yöresinde bize tedavi için başvuran depremzedelerin %35’i TSSH tanısı almamaktaydı. Bu veriler, TSSH tanısına sınırlı epidemiyolojik araştırmaların (ki büyük çoğunluğu böyledir) deprem sonrası travmatik stres sorunlarının yaygınlığını yeterince yansıtmayabileceğini göstermektedir.

Deprem travmasında korkunun rolü

Araştırmalarımız kronik TSSH ve depresyonu belirleyen en önemli etkenin belirli bir süre deprem sarsıntılarına maruz kalmanın yarattığı korku ve çaresizlik olduğunu göstermektedir. Toplum sağlığı açısından bir risk etkeni olarak korku ve çaresizliğin, enkaz altında kalma, yakınlarını kaybetme ve diğer sosyal ve ekonomik kayıplar gibi birçok travmatik olaylardan daha önemli olduğu söylenebilir. Nitekim, afet bölgesinde insanların %50’sinin yardım gerektiren stres sorunları yaşaması bu bulguları doğrulamaktadır. Ayrıca, korku ve çaresizlik bazı insanlarda enkaz altından kurtulmuş kişilerdeki kadar ağır TSSH ve depresyon sorunları yaratabilmektedir.

Depremler neden şiddetli korku yaratır?

Depremler, önceden kestirilemez ve kontrol edilemez (veya kaçınılamaz)özelliklerinin daha belirgin olması nedeniyle diğer doğal felaketlerden farklıdır. Bu özellikleri daha fazla olan stres etkenlerinin diğerlerine kıyasla daha fazla sıkıntı ve korku yarattığı birçok çalışmalarla gösterilmiştir. Üstelik, deprem travması ilk büyük şokun yarattığı etkilerden ibaret bir olay değildir. Önceden kestirilemez şekilde gelen yüzlerce artçı şoklar insanlarda kısa sürede yaygınlaşan şiddetli korku ve çaresizlik yaratırlar ve bu nedenle depresyona yol açarlar. Depremlere maruz kalan insanlar arasında intiharların daha sıklıkla görülmesi yaşanan korku ve çaresizliğin şiddetini göstermektedir. Bu arada, çalışmalarımızda TSSH olan depremzedelerin %20’sinde intihar düşünceleri gördüğümüzü belirtelim.

Depremlerin yarattığı korkunun şiddetini Van’da çok sayıda insanın, evleri hasar görmemesine rağmen, evlerine girememelerinde ve yine birçok insanın kenti terketmelerinde de görmek mümkündür. Benzer durumları 1999 depremlerinden sonra da gördük. Gölcük yöresinde depremden 6 ay sonra çadırkentlerde barınan 15,000 depremzedenin %58’i, evleri hasar görmemiş olmasına rağmen, çadırlarda zor koşullar altında yaşamayı tercih etmekteydi.

Depremlerin yarattığı gerçek dışı korkular

Depremlerin yarattığı korku bir dereceye kadar doğaldır ve canlılarda evrimsel bir anlamı ve işlevi vardır. Bununla birlikte, depremlerin ‘koşullanma’ süreciyle birçok gerçek dışı korkuya da yol açtığını biliyoruz. Örneğin, birçok depremzedede sağlam binalara girememe, soyunmadan yatağa girememe, banyo yapamama veya uzun süre banyoda kalamama, karanlıkta uyuyamama, evde yalnız kalamama, deprem sırasında giydiği elbiseleri giyememe gibi, depreme karşı koruyucu bir işlevi olmayan birçok korku ve kaçınma davranışı görüyoruz. Bir depremzedenin deprem sırasında dişini firçalarken kullandığı diş fırçasını ve diş macununu, depremi hatırlatarak korku uyandırdıkları için, değiştirmek zorunda kaldığını gördük. Depremzedelerin %70’sinden fazlasında bu tür koşullanmış korku ve kaçınma davranışlarına rastladık. Bu sorun sıklıkla yaşamın her alanına yayılarak kişinin aile, iş ve sosyal yaşamınında ciddi sorunlara yol açar. Örneğin, birçok depremzedenin korku nedeniyle işine gidemediğini, alışverişe çıkamadığını, arkadaş ve akraba ziyaretleri yapamadığını gördük. Yukarıda belirttiğimiz gibi, depremden uzun zaman sonra dahi zarar görmemiş evlerine dönemeyen veya beton binalara giremeyen birçok depremzede olduğunu biliyoruz.

Bu arada, depremi izleyen günler ve haftalarda, henüz hasar durumu tespit edilmemiş binalara girmemenin gerçek dışı bir korkudan kaynaklanmadığını vurgulayalım. Depremden sonra belirli bir süre için binalara girmemek rasyonel bir koruyucu önlemdir. Ancak, artçı şoklar tehlikesi önemli ölçüde azaldıktan sonra, hasar görmemiş binalara girememek genellikle bir korku sorununu yansıtır. İnsanlar eninde sonunda evlerine dönerek normal yaşama geçmek zorundadırlar. Korku buna engel oluyorsa ortada bir sorun var demektir.

Korku ve travma arasındaki ilişkinin etkili tedavi açısından anlamı

Depremlerin yarattığı travmatiki stres büyük ölçüde korkudan kaynaklanıyorsa, mantıksal olarak uygulanması gereken tedavi girişimi korkuya yönelik olmalıdır. Bir benzetme yapmak gerekirse, elinize diken battığı için canınız acıyorsa, yapmanız gereken aspirin almak değil, dikeni çıkarmaktır. Daha önceki bir yazımda belirttiğim gibi, bu ancak travma-odaklı müdahelelerle mümkün olur.

Korkuların tedavisine yönelik Batı ülkelerinden geliştirilen en etkili tedavilerin başında Bilişsel Davranışçı Tedavi (BDT) gelir. Bir önceki bir yazımda bu tedavinin ne olduğunu açıklamıştım. BDT, Batı ülkelerinden kaynaklanan diğer bütün psikiyatrik ve psikolojik tedavilerde de olduğu gibi, sıkıntı ve korkuyu azaltmayı amaçlayan bir müdaheledir. Üstelik, BDT sıkıntı ve korkuların büyük ölçüde gerçekçi olmadığı anksiyete hastalıklarının (fobiler gibi) tedavisi için yaratılmış bir yöntemdir. Bu nedenlerle, depremler veya savaşlar gibi, yaşamı gerçekten tehdit eden durumlara karşı duyulan korkunun getirdiği stres sorunlarının giderilmesinde yeterince etkili olmamaktadır. Sonuçta, yaşamı tehdit eden durumlardan korkmak doğaldır ve bu korkunun ortadan kalkması beklenemez. Öte yandan, birçok insan, korkusu gerçekçi de olsa, yaşadığı stres sorunları nedeniyle yardıma ihtiyaç duyacaktır. Bu durumlarda korkuyu azaltmayı amaçlayan girişimlerin yetersiz kalacağı sağduyu ile de anlaşılabilir.

TRAVMA TEDAVİSİNDE PARADİGMA DEĞİŞİKLİĞİ:
KONTROL- ODAKLI DAVRANIŞ TEDAVİSİ

1999 depremlerinden sonra kısa bir süre yaptığımız BDT uygulamaları sonucunda tedavinin yetersizliğini farkettik ve davranış tedavisinde oldukça radikal bir kuramsal değişiklik yaparak Kontrol-Odaklı Davranış Tedavisi’ni geliştirdik (Başoğlu & Şalcıoğlu, 2011). Bu tedavide amaç, travmanın yarattığı sıkıntı ve korkuları azaltmak yerine, kişide bu duygulara karşı bir tolerans ve kontrol duygusu geliştirmesini sağlamaktır. Bu değişiklik, bir anlamda, sıkıntı ve korkuya karşı bağışıklık veya dayanıklılık geliştirmek anlamına gelmektedir. Tedavide iyi sonuç almak için sıkıntı ve korkunun azalması gerekmez. Kişinin bu duygular üzerinde kontrol duygusu sağlaması ve yaşamını etkilemesine izin vermemesi yeterlidir. Artan kontrol (ve azalan çaresizlik) duygusu ile çoğu insanda sıkıntı ve korkular da azaltmakla birlikte, bu duygularda belirgin bir azalma olmadığı durumlarda bile travmatik stres belirtilerinde azalma olmaktadır.

Tedavinin başarılı olması için tedavinin gerekçesinin kişi tarafından iyi anlaşılması ve kabullenilmesi gerekir. Bu gerekçe kısaca şöyle özetlenebilir.

“Depremden korkmak doğal bir duygudur ve depreme karşı gerekli güvenlik önlemlerinin alınması gerekir. Depremden sonra artçı şokların tehlike yarattığı süreler içinde binalara girmemek makul bir önlemdir. Ancak, artçı şoklar tehlikesi geçtikten sonra, gündelik faaliyetleri (sağlam binalara girmek, işe gitmek, evde yalnız kalmak, alışverişe gitmek, banyo yapmak, ev ziyaretlerine gitmek gibi) korku nedeniyle yapamamak yaşamla bağdaşır bir durum değildir. Dolayısıyla, ya korkuya tamamen teslim olmak ve hayatınızı korku içinde geçirmek ya da korkuyu yenerek hayatınızın kontrolunu eline almak arasında bir seçim yapmanız gerekiyor. Korkuyu yenmenin en etkili yolu da korkudan kaçmamaktır. Korkunuzla mücadeleye karar verirseniz, yapacağınız kaçındığınız durumları tek tek belirlemek ve bu durumların üzerine gitmektir. Bunu yaparsanız korkunuzu yendiğinizi ve korkuya bağlı diğer sorunlarınızın azaldığını göreceksiniz.”

Tek seanslık Kontrol-Odaklı Davranış Tedavisi

Bu tedavinin etkisini araştırmak için iki çalışma yapıldı. Birincisinde (Başoğlu ve ark. 2003a), TSSH belirtileri olan 231 depremzede tedavi programına alındı. Yapılan takiplerde hastaların %76’sının 1 seanstan sonra, %88’inin ise 2 seanstan sonra iyileştiği görüldü. Tedavinin tüm TSSH ve depresyon belirtilerini azalttığı ve iyilik halinin uzun dönemde de devam ettiği görüldü. Bu çalışma tedavinin tek bir seansta verilebileceğini düşündürmekteydi. Bunu doğrulamak için yapılan ikinci (kontrollü) çalışmada (Başoğlu ve ark. 2005) tek bir seansta verilen davranış tedavisinin etkili olduğu anlaşıldı. Bu çalışmada 51 depremzedede tedaviden 6 hafta, 12 hafta, 24 hafta ve 1-2 yıl sonra gözlenen iyileşme oranları Şekil 1’de verilmektedir.Tek seanslik davranis tedavisi sonrasi iyilesme oranlari

Şekilde 1’de hastaların %80’inin 3. ayda iyileşmiş olduğu ve bu iyilik halinin 1-2 yıl sonra de devam ettiği görülmektedir. Tedavinin özellikle deprem korkusunu azaltması ve, bir kişi dışında, hiçbir depremzedede uzun dönemde, yaşanan artçı şoklara rağmen belirtilerin geri dönmemesi tedavinin deprem travmasına karşı psikolojik direnci arttırdığına işaret etmektedir.

Bu arada, yanlış anlamalara yol açmamak için, tedavinin iyileştirici etkisinin yalnızca tek bir seanstan kaynaklanmadığını vurgulayalım. Seansın amacı kişinin korkulan durumlarda kaçınmaması için cesaretlendirilmesi ve teşvik edilmesidir. İyilik hali daha sonradan kişinin yaptığı sıkıntıdan veya korkudan kaçınmayarak ‘yaşamı normalleştirme’ egzersizleri ile ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, tedavide terapistin rolünün oldukça sınırlı olduğu, iyileşmenin büyük ölçüde ‘kendine yardım’ yöntemi ile gerçekleştiğı söylenebilir.

Buraya kadar anlaşılacağı gibi, tedavi oldukça basit, kolay anlaşılır ve sağduyuya hitap eden bir ilkeye dayanmaktadır. Deprem bölgesinde birçok insanın bu yöntemin yararını sezgilerine dayanarak keşfettiğini ve deprem korkularını yenmek amacıyla etkili bir biçimde kullandığını gözledik. Ayrıca, bu yöntem halk arasında oldukça yaygın olan “korkuyu, üzerine giderek yenmek”  tarzındaki anlayışa uygundur. Dolayısıyla, tedavinin bu derecede etkili olması insanlarda doğal olarak bulunan (ve belki de evrimsel olarak gelişmiş) bir başa çıkma yetisini harekete geçirmesi ile açıklanabilir. Depremden sonra birçok insanın TSSH geliştirmemiş olmasında bu yetinin önemli bir katkısı olabilir.

Deprem Simülasyonu Tedavisi

Bu tedavi deprem sarsıntılarının insanlardaki travmatik etkilerine dayanıklılık sağlamak amacıyla geliştirildi. Bu amaçla tasarladığımız deprem simülatörünün resimleri aşağıda görülmektedir.

earthquake simulator external view

Earthquake simulator internal view

 

Bu deprem simülatörü değişik şiddet derecelerinde sarsıntılar yaratan bir sarsma tablası üzerine kurulmuş, içi mutfak, banyo ve yatak odası tarzında döşenmiş küçük bir evden oluşmaktaydı. Terapist eşliğinde yapılan tedavi seansında, hastalar simülatörü istedikleri zaman başlatabiliyor, istedikleri zaman durdurabiliyor ve kendilerini hazır hissettikleri zaman da bir üst sarsıntı şiddetine geçebiliyorlardı.

Bu tedavinin yararını inceleyen iki araştırmada (Başoğlu ve ark. 2003b, 2007) depremzedelerin %90’ında deprem korkusu, travmatik stres belirtileri ve depresyonda ileri derecede iyileşme olduğunu ve bu iyileşmenin 2 yıl sonra yapılan takipte de devam ettiği gördük. Çalışmaya katılan depremzedeler arasında tedaviden sonra gerçek deprem yaşayanlar oldu. Bu kişiler yaşadıkları deprem sırasında eskiden olduğu kadar korkmadıklarını ve panik içinde kendilerini evlerinden dışarı atmadıklarını ifade ettiler. Bu depremzedelerde travmatik stres belirtilerinin geri dönmemesi tedavinin deprem travmasına karşı koruyucu bir etkisi olduğunu göstermektedir.

Tedavi kitlelere yaygın olarak nasıl iletilebilir?

1999 depremlerinin bize öğrettiği en önemli ders deprem gibi büyük felaketlerden sonra insanlara etkili bir tedavinin mümkün olan her türlü araç ile iletilmesi gerektiği gerçeğidir. Büyük depremlerden sonra tedaviye ihtiyacı olabilecek yüzbinlerce insana sadece terapistler aracılığıyla kısa zamanda yardım iletmeye hiçbir ülkenin kaynakları yetmez. Yaptığımız araştırmaların bazı bulguları bu tür bir misyonun, terapistler dışında başka araçların da kullanılmasıyla gerçekleştirilmesinin mümkün olabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgular şöyle özetlenebilir:

(1) İnsanlara deprem korkularını nasıl yenebilecekleri öğretildiği zaman %90’ı bu yöntemi benimsemekte ve uygulayarak korkularını yenmeyi başarmaktadır;

(2) Sıkıntı ve korkuya karşı gelişen dayanıklılık travmatik stres belirtilerinin ve depresyonun ortadan kalkmasına yol açmaktadır;

(3) Halk arasında ‘korkuyu, üstüne giderek yenmek’ anlayışı vardır ve birçok depremzede bu yöntemi kendi başlarına keşfederek, hiçbir terapistin yardımı olmadan uygulamakta ve travmatik stres sorunlarından kurtulmaktadır.

Bu bulgu ve gözlemler bize tedavide en önemli unsurun korku ile nasıl başa çıkılabileceği bilgisinin inandırıcı bir biçimde insanlara iletilmesi olduğunu göstermektedir. Bu bilginin iletilmesinde hangi aracın kulllanıldığı önemli olmayabilir. Bu düşünce doğrultusunda, tedavinin bir kitapçık aracılığıyla verilebileceğini düşünerek bir Kendine Yardım Kitapçığı hazırladık. Bu kitapçık kişinin tedaviyi baştan sona kadar kendi başına uygulayabilmesini mümkün kılacak tarzda hazırlandı.

A self-help manual for earthquake survivors

Değirmendere’de yaptığımız bir pilot çalışmada (Başoğlu ve ark. 2009), kitapçığı okuyan ve uygulayan depremzedelerin %87’sinde, başka hiçbir müdaheleye gerek olmadan, 3 ay içinde iyileşme olduğunu gördük. 100 depremzede ile yapılan ikinci bir pilot çalışmanın sonuçları da bu bulguyu doğrulamaktaydı.

Treatment Delivery ManualBu arada, bu kitapçık ya da benzeri ‘kendine yardım’ araçlarının tedavinin iletilmesinde terapistlerin gerekliliğini ortadan kaldırmadığını vurgulayalım. Ancak, bu terapistlerin ruh sağlığı uzmanları olması gerekmiyebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde büyük depremlerden sonra, ruh sağlığı personeli sayısı ihtiyacı karşılamakta yeterli olmayacağı için, tedavi bilgisinin depremzedelere başka insanlar (örneğin, pratisyen hekimler, hemşireler, sosyal hizmet uzmanları, okul öğretmenleri ve hatta halktan eğitimli insanlar) tarafından da iletilmesi gerekecektir. Sonuçta, tedavi deprem korkusunun nasıl yenilebileceğini konusunda bir eğitimden ibarettir ve bu eğitim birçok insan tarafından verilebilir. Bu süreci kolaylaştırmak için tedavinin her aşamasında ne yapılması gerektiğini ayrıntılı olarak belirten bir Terapist Eğitim Kitapçığı hazırladık.

DEPREM TRAVMASINA YÖNELİK BİR RUH SAĞLIĞI MODELİ

Buraya kadar kısaca özetlediğimiz tedavi yaklaşımlarını ve tedavi iletim araçlarını belirli bir sistematik içinde kullanarak depremden etkilenen tüm insanlarına yardım götürülebilir. Bunun gerçekleştirilmesi için model iki aşamalı olarak tasarlanmıştır: depremden önce ve depremden sonra yapılması gereken çalışmalar.

Depremlerden önce hazırlık çalışmaları:

  • Tedavi bilgisinin Terapist Eğitim Kitapçığı aracılığıyla tüm sağlık ve eğitim personeline (ruh sağlığı uzmanları, psikolojik danışmanlar, pratisyen hekimler, hemşireler, sosyal hizmet uzmanları, okul öğretmenleri v.b.) iletilmesi
  • Kendine Yardım Kitapçığı ve medya aracılığıyla kamuoyuna deprem sonrası ortaya çıkabilecek korku ve diğer travmatik stres belirtileri ile nasıl başa çıkılabileceği konusunda eğitim verilmesi
  • Öncelikle deprem riski altındaki bölgelerde deprem simülatörleri kullanarak insanlarda psikolojik direncin arttırılması için çalışmalar yapılması, geliştirdiğimiz kısa tarama ölçekleriyle depremlerden ileri derecede etkilenme riski taşıyan kişilerin belirlenmesi ve hazırlık çalışmalarında bu kişilere öncelik verilmesi

Deprem sonrası çalışmalar:

  1. Aşama: Kendine Yardım Kitapçığı (ve CD versiyonlarının) en yaygın biçimde halka dağıtılması ve televizyon kanalları aracılığıyla depremzedelere tedavi konusunda eğitim verilmesi.
  2. Aşama: Depremden en fazla etkilenen yörelerde, Travmatik Stres Tarama Ölçeği (Başoğlu ve ark. 2001) ile mümkün olduğu kadar çok sayıda depremzede taranarak 1. Aşama müdahelesinden yararlanmayanlara tek seanslık davranış tedavisi verilmesi
  3. Aşama: Tek seanslık tedaviden yararlanmayan depremzedelere 4 seanslık Kontrol-Odaklı Davranış Tedavisi verilmesi

Modelin temel ilkeleri ve ekonomik özelliği

Bu modelin temel ilkesi, tedavi bilgisini tüm depremzedelere ileterek bu bilgiyi terapist yardımı olmadan uygulayabilecek insanlara en ekonomik biçimde yardımcı olmak ve sınırlı olan terapist zamanını bunu yapamayan daha küçük bir azınlık için kullanmaktır. Çalışmalarımız, modelin 2. ve 3. Aşama müdaheleleri uygulandığında, tedavi ihtiyacı olduğu belirlenen depremzedelerin yalnızca %4’ünde 4 seanslık tedavi verilmesi gerektiğini göstermektedir. Bunun nedeni 2. aşamadaki tek seanslık müdahelelerle depremzedelerin %90’ında iyilik halinin sağlanabilmesidir.

Modelin 2. ve 3. aşamalarının geliştirilmesi süreci içinde bir depremzedenin terapist zamanı açısından bize maliyetinin 32 USD olduğunu belirtelim. Modelin 1. aşama müdahelelerini de içeren şekliyle uygulanması ile bu maliyetin 3 USD veya daha az olacağını öngörüyoruz. Bu arada, modelin 1.Aşama müdahelelerinin ne ölçüde etkili olacağının anlaşılması için bazı yeni araştırmalar gerektiğini belirtelim. Buna rağmen, alan deneyimlerimizden depremzedelerin korku ile başa çıkmak konusunda etkili bir eğitime şiddetle ihtiyaç duyduğu biliyoruz ve bu müdahelelerinin en azından bu ihtiyacı karşılayacağını düşünüyoruz.

Son olarak bu modelin her ölçekte kullanılabileceğini belirtelim. Örneğin, bir sağlık ocağına yardım için başvuran veya çadırkentlerde yaşayan depremzedelerle uygulanabileceği gibi, afet bölgesindeki tüm insanlara yönelik olarak ta kullanılabilir. Geliştirdiğimiz tarama ölçekleriyle yardıma ihtiyacı olan depremzedeler kısa sürede belirlenebildiği için tedaviyi hızla bu insanlara yönlendirmek mümkün olmaktadır.

Modelin depreme hazırlık çalışmaları için önemi

Medyada Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu ve insanların bu gerçekle yaşamasını öğrenmesi gerektiği şeklinde sözleri sık sık duyuyoruz. Ne var ki, bu gerçekle yaşamanın nasıl mümkün olacağı konusunda fazla bir şey söylenmiyor. Bu konuda yapılması gerekenler arasında yapıların sağlamlaştırılması ve afet sonrası kurtarma çalışmalarının organize edilmesi kadar önemli olan depremin ruhsal etkileri ile nasıl başa çıkılabileceği konusu üzerinde yeterince durulmuyor. Bunun bir nedeni, daha önceki yazılarımda da belirtiğim gibi, bu konudaki dünyadaki bilgi eksikliğidir. Depreme hazırlık düzeyi konusunda hayranlık duyulan Japonya’da bile depremlere psikoloji hazırlık konusunda pek fazla bir bilgi birikiminin olduğu söylenemez. Nitekim, son depremden sonra yapılan çalışmalar Japonya’nın, yaşanan travmatik stres sorunlarının yaygınlığı açısından, Türkiye’den geri kalmadığı gösteriyor.

Geliştirdiğimiz ruh sağlığı modeli gerek bireysel, gerek kitlesel düzeylerde uygulanabilecek basit müdahelelerle deprem travmasına önemli ölçüde çözüm getirme potansyeli taşımaktadır. Bu müdahelelerin hem tedavi edici, hem travma etkilerine karşı koruyucu etkileri olduğunu belirtelim. Bu müdaheleler arasında, deprem simülatörü deneyiminin depreme psikolojik hazırlık açısından özellikle yararlı olacağını düşünüyoruz. Deprem simülatörlerinin depreme hazırlık amacıyla kullanıldığını biliyoruz. Bunun örneklerini ABD ve Japonya gibi ülkelerde, hatta, sınırlı da olsa, Türkiye’de bile görmek mümkün. Ancak, Deprem Simülasyonu Tedavisi’ni, insanlara deprem sırasında almaları gereken önlemler konusunda eğitim vermek amacıyla yapılan deprem simülasyonundan ayırdetmek gerekiyor. Deprem simülasyonu yöntemini deprem travmasına psikolojik direnci arttırmak amacıyla dünyada ilk defa bizim kullandığımızı ve çalışmalarımızın bu nedenle dünya basınında da yankı bulduğunu belirtelim. Deprem simülasyonun bu amaçla kullanılabilmesi için deprem simülatörlerinin özel olarak tasarlanması ve belirli bir protokol çerçevesinde uygulanması gerektiğini vurgulamakta yarar var.

Bu arada, Türkiye’de sık sık deprem sırasında yapılması gerekenler konusunda halka eğitim verilmesi gerekliliğinden söz ediliyor. Bu tür bir eğitim gereklidir, fakat kendi başına yeterli olmayabilir. Türkiye’de insanların en küçük artçı şoklarda bile kendilerini pencereden atarak yaraladıklarını, çadırda kalıyorken bile deprem sırasında panik içinde kendilerini dışarı attıklarını görüyoruz. İnsanların öğrendiklerini uygulayabilmeleri için her şeyden önce deprem sırasında yaşadıkları panik nedeniyle kontrolü kaybetmelerini önleyecek müdahelelerin yapılması gerekir. Bu anlamda depreme psikolojik hazırlık belirli bir uygulama protokolü ile gerçekleştirilecek deprem simülatörü deneyimi ile sağlanabilir.

Bu model savaş, terör ve benzeri şiddet olaylarında uygulanabilir mi?

Geliştirdiğimiz modelin savaş, terör ve benzeri şiddet olayların yarattığı ruhsal sorunların tedavisinde de yararlı olacağına dair birçok veri bulunmaktadır. Öncelikle belirtelim ki, trafik kazalarından fiziksel veya cinsel saldırılara, doğal felaketlerden savaşlara kadar her türlü travmatik olayın insanda yarattığı belirtiler büyük ölçüde aynıdır ve bu nedenle psikiyatrik hastalıkların sınıflandırılmasında bu belirtilere Travma Sonrası Stres Hastalığı adı verilmiştir. Psikolojik travma, tanımı gereği, insanın fiziksel veya psikolojik bütünlüğünü tehdit eden ve şiddetli korku veya dehşet duygusu yaratan bir olaydır. Dolayısıyla, travma yaşamış insanların büyük bir çoğunluğunda şiddetli korkuya bağlı olarak gelişen stres sorunları vardır. Bu nedenle, korku üzerinde kontrol sağlamaya yönelik bir tedavinin her türlü travmaya bağlı sorunların tedavisinde etkili olması beklenir. Nitekim, şu sıralarda işkence ve cinsel saldırı gibi ağır travmalar da dahil olmak üzere her türlü savaş travması yaşamış insanlarla yaptığımız araştırmalar Kontrol-Odaklı Davranış Tedavisi’nin deprem travmasında olduğu kadar etkili olduğunu ve bu insanların %90’ının ortalama 4 seanslık tedavi ile iyileştiklerini göstermektedir (Şalcıoğlu & Başoğlu, 2011). Bu tedavinin kitlelere iletebilmesi için gerekli ‘kendine yardım’ araçlarının geliştirilmesi amacıyla çalışmalarımız devam etmektedir.

KİTLESEL TRAVMALARIN ETKİLİ TEDAVİSİNİN ÖNEMİ

Kitlesel felaketlerin yol açtığı travmatik stres sorunları herşeyden önce bir sağlık sorunudur ve temel insan haklarından birisi sağlıklı yaşayabilmektir. Dolayısıyla, önerdiğimiz modelin önemini ve yararını herşeyden önce bu açıdan değerlendirmek gerekir. Bunun ötesinde, sosyal, siyasal ve ekonomik yararları da olacaktır. Daha önceki bir yazımda bu konuya değinmiştim. Bu makalenin bütünlüğü açısından bir kez daha bu konuya kısaca değinmek istiyorum.

Sosyal ve siyasal yararlar

Gerek doğal felaketlerin gerekse savaş travmasının insanlarda yöneticilere veya devlete karşı öfke duyma, adaletsizlik duyguları, güvensizlik, öç alma isteği, moral bozukluğu, karamsarlık, topluma yabancılaşma, insanlara güvenini yitirme, korku ve kendini tehlikede hissetme gibi etkiler yarattığını biliyoruz(Başoğlu ve Şalcıoğlu, 2011). Yaptığımız çalışmalar kitlesel travmalar sonrasında travmatik stres sorunlarının ortaya çıkmasında en önemli etkenin tehlike algısı ve korku olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle, bir felaket yaşayan insanlar devlete ve adalete olan inançlarını kaybettikleri veya öfke duydukları için travmatik stres yaşamıyorlar. Tam tersine, depremlerin yarattığı korku ve çaresizlikten kaynaklanan travma nedeniyle bu tür duygu ve düşünce değişimleri gösteriyorlar.

Bu durumda ortaya çok önemli bir soru çıkmaktadır. Davranış tedavisi travmanın bu tür etkilerini giderebilir mi? Bunun mümkün olabileceğine dair bazı veriler bulunmaktadır. Örneğin, bazı çalışmalarda, davranış tedavisiyle korku ve travmatik stres belirtilerinde sağlanan azalmanın travmanın bilişsel etkilerinde de azalmaya yol açtığı görülmüştür. Bu veriler, kitlesel travmaların etkilerinin giderilmesinin yalnızca bir ruh sağlığı konusu olmadığını, zedelenen toplum-devlet ilişkisinin onarılmasında ve toplumsal dengelerin yeniden kurulmasında önemli bir katkısı olabileceğini düşündürmektedir.

New Scientist dergisinde yayınlanan bir yazımda dünyanın birçok yerinde görülen şiddet sarmalında kitlesel travmanın yukarıda saydığım etkilerinin büyük rol oynadığını ve kitleler üzerindeki bu etkiler giderilmeden bu şiddet sarmalının önlenemeyeceğini belirtmiştim. Uzun yıllardan beri şiddet olayları yaşayan Türkiye için de bu konu büyük önem taşımaktadır. Kürt meselesine bunca zamandır bir çözüm getirilememesinin karmaşık siyasal, sosyal ve ekonomik nedenleri vardır ve doğal olarak bu nedenler dikkate alınmadan soruna bir çözüm getirilebilmesi mümkün değildir. Ne var ki, şiddet olaylarının her iki taraf üzerindeki travmatik etkileri hem siyasal süreçleri etkilemekte, hem de çeşitli siyasal amaçlar doğrultusunda kullanılmaktadır. Bunun bir başka örneğini eski Yugoslavya ülkelerinde 40 yıl boyunca barış içinde yaşayan etnik grupların çeşitli dış müdaheleler ve provokasyonlarla birbirlerine düşman edilmesinde görmek mümkündür. Öte yandan, karşılıklı kin, nefret ve şiddet olgusu kimi zaman kendisini yaratan ve besleyen siyasal süreçlerden bir dereceye kadar bağımsız, kendi kendini sürdüren bir süreç haline de gelebilir. Her iki durumda da, şiddet olaylarının travmatik etkileri toplumsal barış için büyük engel oluşturmaktadır. Bu etkiler bir yandan şiddeti besleyerek siyasi amaçlara hizmet ederken, diğer yandan siyasi çözüm arayışlarının önünü tıkamaktadır. Bir gün siyasi bir çözüm için elverişli koşullar ortaya çıksa bile yılların biriktirdiği bu etkiler nedeniyle hayata geçirilmesinde güçlükler yaşanması olasıdır. Dolayısıyla, kitlesel travmaların bireysel ve toplumsal etkilerini giderebilecek yaklaşımlar Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Her sorun için olduğu gibi, bu sorunun çözümünde de tarafsız ve bilimsel bir yaklaşım gerekmektedir. Ne var ki, Türkiye’de kitlesel travmaların siyasi sonuçları konusunda yol gösterecek yeterli bir bilimsel ve entellektüel birikim olmadığı gibi bu brikimin oluşması için kayda değer bir çaba da bulunmamaktadır.

Ekonomik yararlar

TSSH ekonomik maliyeti yüksek olan hastalıklardan birisidir. Türkiye’de bu hastalığın maliyet hesapları yapılmamış olmakla birlikte, örneğin ABD’de insanların %80’inin yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir travmatik olaya maruz kaldığını ve ortaya çıkan travmatiik stres sorunlarının topluma her yıl getirdiği ekonomik maliyetin milyar dolarlarla ölçüldüğünü biliyoruz. İş gücü kaybı ve tedavi masrafları bu maliyete önemli oranda katkıda bulunmaktadır. Türkiye’de travmatik stres sorunlarının işgücü kaybından doğan maliyeti ile ilgili bir veri olmamakla birlikte, bir depremden sonra afet bölgesinde her 2 insandan 1’inde tedavi ihtiyacı ortaya çıktığı düşünülürse bunun ciddi bir ekonomik sonucu olması beklenir. Dolayısıyla, etkili bir ruh sağlığı modelinin önemli ekonomik yararları olacaktır.

Kitlesel travmalarının etkilerinin azaltılmasının birçok başka ekonomik yansımaları olabilir. Bunu bir örnekle açıklayalım. Büyük depremlerden sonra insanların korku nedeniyle uzun süreler, artçı şoklar tehlikesi azaldıktan sonra bile, hasarsız evlerine dönemediklerine değinmiştik. Bu insanları uzun süreler çadırkentlerde veya prefabrik kamplarda barındırmanın, gündelik ihtiyaçlarını karşılamanın, elverişsiz iklim koşullarından korumanın ve sağlık sorunlarına çözüm getirmenin ciddi bir ekonomik maliyeti olacaktır. Kaynakları sınırlı olan ülkelerde bu maliyetin devleti zorlaması ve yeterince karşılanamayan temel ihtiyaçların depremzedelerde devlete karşı olumsuz duygular ve tepkiler yaratması beklenir. Nitekim, Van depreminden sonra da bunun örneklerini görüyoruz. Bu sorun depremden sonra en kısa zaman içinde binalarda hasar tespiti yapılması ve evleri sağlam olduğu belirlenen insanların makul bir süre sonra evlerine dönmeleri için teşvik edilmesi ile önemli ölçüde önlenebilir. Önerdiğimiz ruh sağlığı modeli bu süreci kolaylaştıracaktır. Nitekim, çadırkentlerde yaptığımız tedavi çalışmalarında korku nedeniyle hasar görmemiş evlerine dönemeyen birçok depremzedenin tedaviden sonra evlerine dönme kararı aldığını gözledik.

Bu arada. depremzedelerin evlerine dönerek normal yaşama geçmelerinin travmanın etkilerini azalttığını ve iyileşmeyi hızlandırdığını belirtelim (Şalcıoğlu ve ark. 2007). Bunun başlıca iki nedeni vardır. Birincisi, çadırkent gibi sığınaklarda ortaya çıkan ve ‘korku kültürü’ diye tanımladığımız bir olgudur. Korku öğrenilen bir duygudur ve insanlar çevrelerinde gözledikleri korku ifadelerinden etkilenirler. Sığınaklarda insanlar yoğun bir biçimde başkalarının korkularına maruz kaldıkları için deprem korkularını yenmekte zorlanırlar. İnsanlar evlerinde normal yaşama geçtikleri zaman bu olumsuz ortamdan uzaklaşmaktadırlar. Daha da önemlisi, normal yaşam insanları korktukları birçok durumla (betonarme bir binada yaşamak gibi) karşı karşıya bırakmakta ve dolayısıyla bu korkuları yenebilmeleri için birçok fırsat yaratmaktadır.

SONUÇLAR VE ÖNERİLER

Buraya kadar verdiğimiz bilgilerden anlaşılabileceği gibi, kontrol-odaklı davranışçı yaklaşım, yalnızca bireysel düzeyde uygulabilecek bir psikoterapi yönteminden ibaret değildir. Bireysel tedavilerden, medya aracılığı ile yapılacak kitlesel eğitim kampanyalarına, devlet yöneticilerinin televizyonlarda yapacakları cesaret verici konuşmalardan kitlesel travmanın etkilerini hafifletecek devlet politikalarına kadar uzanan geniş bir yelpaze içinde yer alabilecek müdaheleleri içeren bir yaklaşımdır.

Kitlesel travmaların yarattığı ruhsal sorunlar ancak travmaya karşı toplumsal dayanıklılık (veya bağışıklık) yaratacak müdahelelerin her düzeyde yapılması ile çözümlenebilir. Dolayısıyla, afetlerden sonra devlete düşen sorumluluk afet bölgesine ruh sağlığı uzmanları göndermekle bitmemektedir. Türkiye, bir zamanlar tüberküloz sorununa karşı yaptığı başarılı aşılama mücadelesinin bir benzerini kitlesel travmalar konusunda da yapmak zorundadır. Bu, kontrol-odaklı davranışçı yaklaşımlarla mümkün olabilir. Bu konuda medyaya da büyük sorumluluklar düşmektedir. Medyanın bu süreçte nasıl rol alabileceğini bu yazıda kısaca belirttik. Kitlesel travmaların etkilerini sınırlamak için medyanın neler yapmaması gerektiğini bir başka yazıda ele alacağız.

Bu konuda yapılması gereken çalışmalar doğal olarak devlete belirli bir maliyet getirecektir. Ne var ki, bu yatırım bir kere yapıldıktan sonra uygulamaya konacak olan modelin sağlayacağı sosyal, ekonomik ve siyasal yararları yanında ekonomik maliyetinin hiçbir önemi olmayacaktır.

Dah önceki yazılarımda belirttiğim gibi, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünyanın hiçbir yerinde, kitlesel travmaların etkilerinin nasıl giderilebileceğine ilişkin bir bilgi ve deneyim birikimi yoktur. Varolan tedavi yaklaşımları bireysel müdahelelere sınırlıdır. Ayrıca, Batı ülkelerinin kendine özgü sosyo-ekonomik ve kültürel koşullarına uygun olarak geliştirilmiş, gerek kuramsal yetersizlikleri, gerekse pratik uygulama güçlükleri nedeniyle büyük felaketler sonrası koşullar için elverişli olmayan yöntemlerdir. Dolayısıyla, 1999 depremleri sonrasında olduğu gibi, Türkiye dışından, ‘danışmanlık’ yapmak, ruh sağlığı uzmanlarına ‘eğitim’ vermek veya ‘felaketzedelere psikolojik yardım’ projesi kurmak amacıyla gelecek olan ‘travma uzmanları’nın bu konuda söyleyebilecekleri pek fazla bir şey olmayacaktır. Türkiye bu konuda bilgi ve deneyim birikimini kendisi yaratmadıkça bu soruna etkili bir çözüm bulamayacaktır.

Bu konuda devlet yetkililerine önerimiz, felaketlerden sonra felaketzedelere ‘psikolojik yardım’ veya ‘psikolojik destek’ adı altında, gerek yerli, gerekse yabancı kuruluşlar veya gönüllü gruplarca verilecek hizmetlerin yararı konusunda bilimsel kanıtların olup olmadığına dikkat etmeleri ve bu özelliği taşımayan uygulamalara izin vermemeleridir. Bu konuda yapılan birçok uygulamanın yeterli bilimsel dayanağı yoktur ve kimi zaman psikolojik yardım adına zararlı olabilecek uygulamalar da yapılmaktadır. Ayrıca, travma tedavisi bütün dünyada istismara çok açık bir konudur ve bu konuda uluslararası planda icraat yapan birçok şarlatan bulunmaktadır. Bu tür uygulamaları kontrolsuz bırakmanın bir başka sakıncası da, 1999 depremlerinde sonra afet bölgesinde gözlediğimiz gibi, ‘psikolojik yardım’ görüntüsü altında, birtakım yabancı misyoner grupların kendi amaçları doğrultusunda çalışmalar yapabilmesidir. Bu tür sakıncaları önlemek için, her türlü ruh sağlığı hizmetlerinin sıkı bir denetim altına alınması gerekmektedir.

Son olarak, Türkiye için önem taşıyan bir başka noktaya değinelim. Bu yazıda özetlediğim ruh sağlığı modeli 20 yıllık bir çalışmanın ürünüdür. Geldiğimiz noktada çalışmalarımız, kitlesel travmaların etkilerinin ekonomik bir biçimde giderilmesinin en azından bir hayal olmadığını düşündürmektedir. Böylesine bir vizyona yönelik, sağlam bir kuramsal temele dayanan ve ampirik verilerle desteklenen bir başka model dünyada yoktur. Önerdiğimiz modelin, bu özellikleriyle, bu alanda dünyada bilginin durduğu yerin en az 20 yıl ilerisinde olduğu söylenebilir. Bu modelin Türkiye’de uygulanması ve daha da geliştirilmesi ile Türkiye kitlesel travmaların tedavisinde dünyaya örnek oluşturabilir ve öncülük edebilir.

 KAYNAKLAR

Başoğlu & Şalcıoğlu (2011) A mental health care model for mass trauma survivors: Control-focused behavioral treatment of earthquake, war, and torture trauma. Cambridge University Press.

Başoğlu ve ark.(2001) A study of the validity of a Screening Instrument for Traumatic Stress in Earthquake Survivors in Turkey. Journal of Traumatic Stress, 14, 491-509.

Başoğlu ve ark. (2002) Traumatic stress responses in survivors of earthquake in Turkey. Journal of Traumatic Stress, 15,269-276.

Başoğlu ve ark. (2004) Prevalence of posttraumatic stress disorder and comorbid depression in earthquake survivors in Turkey: An epidemiological study. Journal of Traumatic Stress, 17(2):133-141.

Başoğlu ve ark. (2003a). A brief behavioural treatment of chronic posttraumatic stress disorder in earthquake survivors: Results from an open clinical trial. Psychological Medicine, 33:647-654.

Başoğlu ve ark. (2005) Single-session behavioral treatment of earthquake-related posttraumatic stress disorder: A randomized waitlist controlled trial. Journal of Traumatic Stress, 18:1-11.

Başoğlu ve ark. (2003b). A single session exposure treatment of traumatic stress in earthquake survivors using an earthquake simulator. American  Journal of Psychiatry, 160: 788-790.

Başoğlu ve ark. (2007) A randomized controlled study of single-session behavioral treatment of earthquake-related posttraumatic stress disorder using an earthquake simulator. Psychological Medicine, 37 (2):203-214.

Başoğlu ve ark. (2009) Single-case experimental studies of a self-help manual for traumatic stress in earthquake survivors. Journal of Behaviour Therapy and Experimental Psychiatry, 40, 50-58.

Livanou ve ark.(2003) Traumatic stress responses in treatment-seeking earthquake survivors in Turkey. Journal of Nervous and Mental Disease, 190 (12):816-823.

Şalcıoğlu ve ark. (2003) Long-term psychological outcome in non-treatment-seeking Earthquake survivors in Turkey. Journal of Nervous and Mental Disease, 191(3):154-160.

Şalcıoğlu ve ark.(2007) Posttraumatic stress disorder and comorbid depression among survivors of the 1999 earthquake in Turkey. Disasters, 31, 115-129.

Şalcıoğlu ve ark.(2008) Psychosocial determinants of relocation in 1999 earthquake in Turkey. Journal of Nervous and Mental Disease, 191,55-61.

Şalcıoğlu E, Başoğlu M. (2011) Control-Focused Behavioural Treatment of  female war survivors with torture and gang rape experience: Four case studies. European Journal of Psychotraumatology, 2 Suppl 1:S192.

SUMMARY IN ENGLISH

A cost-effective mental healthcare model
for  earthquake trauma

In previous articles I had referred to a mental healthcare model for mass trauma survivors and noted that detailed information on this model could be found in our recent book. This article provides a summary of this model in the hope that it may be useful to the Turkish Ministry of Health in their efforts for care of Van earthquake survivors.

Our work after the 1999 earthquakes in Turkey shows that 1 in 3 people who experience a major earthquake in the epicentre region develop Posttraumatic Stress Disorder (PTSD). This finding is likely to underestimate the prevalence of survivors who actually need psychological care. Our field studies also show that, when asked if they request treatment, 50% of the survivors indicate that they do need help.

Fear caused by unpredictable and uncontrollable earthquakes is the major determinant of traumatic stress reactions, including depression. While fear of earthquakes is natural to a certain extent, earthquakes also lead to conditioned fears that have no self-protective value. Such fears lead to a wide range of avoidance behaviours (e.g. avoidance of undamaged buildings, sleeping alone or in dark, taking a shower, being left alone at home, wearing clothes worn at the time of the earthquake, etc) in 70% of survivors. Such extensive avoidance often lead to significant impairment in family, work, and social functioning.

Trauma treatments developed in Western countries, including Cognitive-Behavioural Treatment, are aimed at anxiety reduction. As such, they are not sufficiently effective in ongoing trauma situations, where fear is realistic to a significant extent. Accordingly, we have developed an alternative intervention (Control-Focused Behavioural Treatment – CFBT), which aims at increasing anxiety tolerance and control, rather than anxiety reduction. While increased sense of control (and reduced helplessness) reduces anxiety in most cases, our work shows that general improvement as perceived by the survivors themselves does not require significant anxiety reduction.

A series of studies have shown that CFBT can be effectively delivered in a single session. This session facilitates self-exposure to feared situations, thereby instigating a self-help process that leads to substantial reduction in traumatic stress symptoms and depression in 80% of survivors within 3 months. An additional intervention designed to enhance sense of control over earthquake tremors using an earthquake simulator (Earthquake Simulation Treatment) achieves even greater reduction in traumatic stress reactions in 90% of the survivors. Findings suggest that these single-session interventions increase resilience against the traumatic effects of earthquakes.

Several findings and observations suggest that CFBT can be delivered to survivors by means other than professional therapists: (1) When surivors are encouraged to overcome their earthquake-related fears through self-exposure to fear cues, 90% comply with treatment and overcome their fear; (2) Increased sense of control over fear leads to substantial reduction in traumatic stress reactions; and (3) Many survivors discover self-exposure by themselves as an effective technique in overcoming fear, utilise it without any therapist guidance, and recover from traumatic stress. Accordingly, we have developed a self-help manual designed to help survivors in administering the treatment by themselves. Preliminary evidence suggests that nearly 90% of survivors who read and comply with the manual recover from traumatic stress. A Treatment Delivery Manual has also been developed to facilitate treatment delivery by professional and lay therapists.

We have also developed a mental healthcare delivery model designed to facilitate treatment delivery through all means possible, including mass media, self-help tools, and professional and lay therapists. This model envisions treatment delivery in three stages. Stage I involves treatment dissemination through mass media and self-help tools. Stage II involves therapist-administered single-session treatments to non-responders to Stage I interventions. Stage III includes 4-session CFBT to non-responders to Stage II interventions. Studies show that 80% to 90% of survivors in a targeted population respond to single-session interventions, while only 4% require 4-session intervention. The therapist time costs of implementing this model in a large survivor population can be as little 3 USD per case.

In view of their resilience-enhancing effects, CFBT-based interventions, particularly Earthquake Simulation Treatment, can be useful in immunising people against the traumatic effects of earthquakes in earthquake-prone countries.

Preliminary evidence from an ongoing study (Şalcıoğlu & Başoğlu, 2011) suggests that CFBT is equally effective in treating war and torture trauma, leading to substantial improvement in 90% of survivors within an average of 4 sessions. Work is in progress to develop similar treatment dissemination tools and strategies for war and torture survivors.

Effective care of mass trauma survivors is also likely to confer social, political, and economic benefits for countries struck by disasters. Mass trauma events have cognitive and emotional effects, such as sense of injustice, anger, loss of trust in government, loss of faith in people, feelings of revenge against those held responsible for trauma, demoralisation, pessimism, alienation, perceived threat to safety, and fear. Evidence suggests that such effects are secondary to traumatic stress, which implies that effective interventions reducing the latter can also lead to a reduction in cognitive and emotional effects of trauma. In a New Scientist article I had noted that such effects of trauma play an important role in maintaining cycles of violence that characterise long-standing armed conflicts around the world. This implies that political solutions for these conflicts are likely to be difficult to implement without interventions specifically designed to facilitate trauma recovery on both individual and social levels. Behavioural interventions that reduce traumatic stress also lead to a reduction in cognitive effects of trauma, even when trauma-altered cognitions are not specifically targeted in treatment. All this implies that behavioural interventions administered at different levels have the potential to faciliate conflict resolution, reconcilitation, and social reconstruction efforts in war-torn societies. In view of the long-standing Kurdish problem in Turkey, the implications of an effective trauma treatment model are obvious.

Effective trauma treatment is also likely to confer substantial economic benefits. Widespread traumatic stress in the community can reduce productivity, as well as incurring substantial treatment costs. In addition, large numbers of earthquake survivors whose houses are not seriously damaged seek shelter in survivor camps for long periods, mainly because of fear. Many are reluctant to resettle in their homes, even after aftershocks have subsided. Looking after these survivors for such long periods in shelters is likely to incur non-negligible economic costs. Resettlement can be greatly facilitated by policies consonant with behavioural principles (e.g. policies providing incentives that encourage and promote resettlement), as well as by wide dissemination of CFBT through various means. Our research also suggests that resettlement facilitates recovery from traumatic stress in survivors.

In conclusion, CFBT is not merely a psychotherapy method. It entails a behavioural approach that can also be implemented on community, social, and policy levels to facilitate trauma recovery. Governments’ responsibility in caring for survivors does not end by despatching teams of mental health professionals to provide ‘psychological support’ or other interventions of limited value at best. Knowledge in effective dealing with the mental health problem caused by major disasters is limited in western countries and, therefore, neither uncritically imported knowledge nor “trauma experts” from these countries is likely to be an answer to the problem. The model reviewed in this article raises the prospects of cost-effective mass dissemination of care to survivors. By further developing this model, Turkey could set an example and lead the world in this field.

Advertisements

Tagged as: , , , , , , , , , , ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Book on Mass Trauma

Book on a mental healthcare model for mass trauma survivors

Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

%d bloggers like this: