Metin Basoglu's blog on war, torture, and natural disasters

Van depremzedelerinin psikolojik tedavisi konusunda Türk Psikologlar Derneği’ne yanıt

(Psychological treatment of Van earthquake survivors: Reply to Turkish Assocation for Psychologists – English summary not provided)

Cumhuriyet gazetesi 9 Aralık 2011 tarihli Bilim ve Teknik ekinde Van depremi ile ilgili bir makalemden bir derleme yaparak bir yazı yayınladı. Bu yazıya Türk Psikologlar Derneği’nden (TPD) aşağıdaki yanıt geldi.

“Sayin Basoglu

Cumhuriyet gazetesi BT de cikan elstirinize yanitim sasgidadir, bilgilerinize saygilarimla
VAN DEPREMİ SONRASINDA YÜRÜTÜLMEKTE OLAN PSİKOSOSYAL ÇALIŞMALAR: BIR YANIT
Psikolog Dr. Nedret Öztan
Türk Psikologlar Derneği Genel Başkanı
Travma Birimi Üyesi
APHB Yürütme Kurulu Üyesi
nedretoztan@gmail.com
0 533 384 2172

Sayın Dr. Metin Başoğlunun yazısını görünce önce yanlış başlık atıldığını düşündüm. Kendisi bu konudaki çalışmalara çok önemli katkılarda bulunmuş değerli bir bilim insanı olup,bu çalışmaları da uygulamalarda da hepimıze yol göstermiştir. Yaptığı tespitlere katılıyorum, 1999 yılından bu yana Türkiye de bu alanda yapılan çalışmalarla Batı dünyasının en az 20 yıl ilerisindeyiz ve çalışmaların sunulduğu kongrelerde  digger ülke katılımcıları gerçek bir hayranlıkla çalışmaları izlemektedirler. Hatta biraz abartmak gerekirse benim son 10 yılda izlediğim ya da katıldığım çalışmalardan gözlemim, onlar bize yardım etmek için geldiklerinde epeyce şey öğrenip gidiyorlar.

1999 Marmara Depreminde ılk alana giden psikologlardan biri olup, daha sonra ülkemizdeki tüm depremlerde, ayrıca İran ve Pakistan depremlerinden sonra da oralarda çalışmış biri olarak görüşlerimi paylaşmak ve bilgi vermek isterım. Doğruö 1999 Depremi bizi hazırlıksız yakaladı ve ilk aşamalarda bize yol göstermek üzere dışarıdan yardım istedik ve geldilerö yardımcı olmaya çalıştılar. Daha ilk haftalarda bize öğretılen müdahalelerin kültürümüze uyarlanması gerektiğini anladık ve derhal harekete geçtik. Tüm diğer kuruluşlar ve meslek örgütleri gibi biz de Türk Psikologlar Derneği olarak derhal harekete gecip çadırkentlerde psikolojik destek çalışmalarını yürütürken, diğer yandan da uyarlama çalıimalarımızı surdurduk. Alanda yapilmis cok degerli calismalar var, hepsinden burada soz etmek mumkun degil ama ben burada sayin Dr. Metin Basoglunun sozunu ettigi konuya deginen iki onemli calismayi kisaca ozetleyip Van depremi sonrasindaki calismalara deginmek istiyorum.

Ilk olarak Marmara Depreminden sonra MEB-UNICEF isbirligi ile yapilan Okul Temelli Psikososyal calismadan, bu baslangicta disaridan ithal edilen ama sonra tamamiyle kulturel olarak uyarlanan hatta ozgun kitap ve programlarin olusturuldugu calismadan soz etmek isterim.  Bu calisma ilk uygulamalarda ithal edilen programlarla basladi ama daha sonra ulkemize ozgu uygulamalara gecildi ve kullanilan psikoegitim kitabini biz yazdik. Once deprem bolgesinde 8 ilde 3 yil boyunca uyarlanan Okul Temelli Psikosoyal Program adiyla uygulanan bu program daha sonraki 2 yilda da Turkiyeye yayginlastirildi ve daha sonraki depremler sonrasinda cok katkisi oldu hemen mudahale edebilmemiz icin. Bu program tamamiyle bizim tarafimizdan hazirlandigi gibi, yasanan her felakette de o felaketin boyutuna ve felaketi yasayanlari ozelliklerine gore uyarlanarak uygulanmaktadir.

Ikinci onemli gelisme ise APHB(Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliginin) nin kurulmasidir. Marmara depreminde tum kuruluslar ve degisik meslek elemanlari hemen yardima kostuk ve destek olmaya calistik ama daha sonralari farkettik ki ayni alanda ayni kisilere benzer mudahaleleri uygulamaya calisiyoruz. Bu hem kargasaliga hem de insan/uzman kaynagimizin bosa gitmesine yol acti ayni zamanda. Bu nedenl e 2006 yilinda 6 dernek biraraya gelerek bu birligi olustuk: Turk Psikologlar Pernegi, Turkiye Psikiyatri Dernegi, Sosyal Hizmet uzmanlari Dernegi, Cocuk ve Ergen Ruh Sagligi Dernegi, Turk psikolojik danisma ve rehberlik dernegi ve Turk Kizilayi. Turk Kizilay Dernegi sekreteryayi surdurmekte ve yapilan calismalarda lojistik destegi saglamakta, biz de felaketin boyutuna ve ihtiyac duyulan psikososyal destege uygun mudahaleleri planlamakta ve yurutmekteyiz. Tum psikososyal mudahaleler mudahale ettigimiz grubun ihtiyaclarina ve kulturune uygun ve etik kurallara uygun sekilde yurutulmektedir.

Van Depremi nde de alana ayni gun inip orada ilk hafta boyunca degerlendirme ve ilk acil destek calismalarini yuruten kisilerden biri olarak orada da bu ilkeler dogrultusunda calismakta oldugumuzu soyleyebilirim.Tum birlik elemanlari olarak alanda gonullu calismaktayiz ve 10 gunluk surelerle meslek elemanlarimiz alandaki cadirkentlerde ya da olusturulan mobil ekiplerde hizmet vermektedirler. Alanda su ana kadar calisan meslektaslarimizin sayisi 100 yaklasmis olup, su anda da alanda 24 uzmanimiz hizmet vermektedir. Bu uzmanlarimizi cocuklarla ergenlerle ve yetiskinlerle, alanda hizmet vernlerle calismaktadirlar.Ilk ayin calismalarini degerlendirmek, yeni ihtiyaclari saptamak ve orta-uzun vadeli psikososyal destek planlari yapmak icin tekrar gittik ve calismalari yerinde gorduk. Kosullar gibi ihtiyaclarda degismekte ve biz de bu ihtiyaclari karsilamak icin elimizden geleni yapmaktayiz. Birlik uyeleri calismalarina baslamis olan egitim ogretim calismalarina etud cadirlarinda destek olmaktadir ve ogretmenlerle de calismalar yapacaktir. Amacimiz uzun donemde alanda degisik bakanliklar adina gorevli olarak calisacak meslekdaslarimizi egitmek, daha da onemlisi yerel uzmanlari guclendirerek kademeli olarak alandan cekilmektir. Bu konudaki egitim calismalarimiz baslamistir.

Turk Psikologlar Dernegi adina koordinasyon ekibinde yer alan ve bu calismalari donem donem oraya giderek izleyen kisi olarak neden bu calismalarin basina daha fazla yansimadigini dusunuyorum. Bunun sanirim iki nedeni var:ilki medya daha sansosyonel ve heyecan verici konulari one cikarmak istiyor, dikkati cekmek icin gerekli bu sanirim. Bunda basarili da oluyorlar. Ikincisi de bugun baktigimda daha bir ay olmasina ragmen Van depremi ana haber olmaktan cikip Sike Davalari oncelik kazandi gibime geliyor.

Bir psikolog olarak medyanin iki alanda gercekten katkisi olacagina inaniyorum, Bunlardan ilki haberdar etmek, yasananlari duyurmak ki bunu iyi yapiyorlar. Ikincisi de felaketi duyurmak kadar toparlanmada da onemli rol oynayabilirler ki bunu pek yapmiyorlar ya da nasil yapilacagini bilmiyorlar belki de. Sanirim bu ikincisindeki aksamalar nedeniyle pek cok insanin aklina hala psikososyal destek denince sadece yuzleri boyali cocuklar akla geliyor. Bunun nedeni de hic bir TV programinin bu psikososyal destek denilen seye 3 dakikadan fazla zaman ayiramamasi ve alanda haberi cekecek olan muhabirin en goz alici ve heyecanli bol cocuklu haberi olusturmak icin yirtinmasi.

Hepimize dusen epeyce is var toparlanmada ve hepimize kolay gelsin.”

YANIT

Her ne kadar Cumhuriyet Bilim ve Teknik’te çıkan yazı benden gelen bir okuyucu mektubu gibi yayınlandı ise de, bu derleme benim tarafımdan yapılmadı. Yayından önce yazıyı görmediğim için, hazırlanma aşamasında yazıya herhangi bir katkım da olmadı. Öne çıkarılan konuların seçiminde ve bir araya getirilişinde bazı sorunlar olduğunu ve dolayısıyla bu derlemenin kaynak olarak kullanılan ana yazıda ifade ettiğim görüşleri yeterince yansıtmadığını belirtmem gerekiyor.

Bloguma gönderildiği için bu yanıtın, yalnızca Cumhuriyet’te çıkan kısa yazıya değil, Van depremi konusunda bu blogda yazdığım ve birbirini tamamlayan üç yazıya yönelik olduğunu varsayıyorum. Bazı noktaları açıklığa kavuşturmak için bu yanıta bir karşılık vermek ihtiyacını duydum. TPD’nin yanıtından deprem travmasının tedavisi konusunda Türk ruh sağlığı camiasına iletmek istediğim görüşlerin yeterince anlaşılmadığını görüyörum.

Blogumda Japonya’daki son depremle ilgili olarak yazdığım İngilizce yazılar da okunursa deprem sonrası ruh sağlığı çalışmaları konusunda yaptığım eleştirilerin yalnızca Türkiye’yi ilgilendirmediği anlaşılır. Bu konuda yaptığım en önemli eleştiri kitlesel travmaların tedavisinde kanıta dayanan yöntemlerinin kullanılmamasıdır. Bu, Türkiye için olduğu gibi, birçok Batı ülkesi için de doğrudur. TPD’nin yanıtında bunun Türkiye için doğru olmadığını gösteren hiçbir kanıt ileri sürülmemektedir. Türkiye’nin bu konuda Batı dünyasından 20 yıl ileride olduğu görüşü doğru değildir. Ne yazık ki, Türkiye bu konuda başka birçok ülkeden farklı bir durumda değildir. Kitlesel travmaların tedavisinde kullanılan yöntemlerin tümü Batı’dan ithal edilmiştir. Bu yöntemlerin sorunlarına yazılarımda işaret ettim. Ayrıca, bu tedavilerin Türkiye’deki uygulamalarının yararlı etkilerine dair hiçbir kanıt saygın uluslarararası dergilerde yayınlanmamıştır. Bu yöntemlerin Türkiye kültürüne  adapte edilmiş olmaları yeterli değildir. Önemli olan bu yöntemlerin yararının kontrollü çalışmalarla gösterilmiş  olmasıdır. Bu konuda Türkiye’de yapılmış tek bir kontrollü çalışma dahi yoktur. Dolayısıyla, Türkiye’deki hangi çalışmaların Batılılarca hayranlıkla izlendiğini anlamak zordur.

Kitlesel travmaların tedavisi konusunda dünyada bilginin nerede durduğunu daha iyi anlamak için yakın zamanlarda Lancet’te çıkan bir literatür değerlendirmesinin okunmasını öneririm. Şimdiye kadar yapılmış tedavi çalışmalarını meta-analitik yöntemle gözden geçiren bu çalışmanın vardığı sonuçlar şunlardır:

(1) Etkili olduğu kanıtlanmış tedaviler yaygın olarak kullanılmamaktadır,

(2) En yaygın olarak kullanılan yöntemlerin yararı bilimsel çalışmalarla kanıtlanmamıştır,

(3) Kitlesel travmalarda yararı kanıtlanmış tedavilerin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

TPD bu sonuçların Türkiye için geçerli olmadığını düşünüyorsa, inandırıcı olabilmek için şu soruların cevabını verebilmesi gerekir:

(1)   TPD’nin gerek 1999 depremleri, gerekse Van depremi sonrasında önerdiği ve/veya kullandığı tedavi yöntemleri nelerdir ve bu yöntemler tam olarak neleri içermektedir?

(2) Bu yöntemlerin sağlam kanıtlara dayanan kuramsal bir temeli var mıdır? Varsa, nedir ve destekleyici kanıtları nelerdir?

(3)  Bu yöntemlerin yararı dünyanın herhangi bir yerinde kontrollü çalışmalarla gösterilmiş midir? Gösterilmişse, literatürdeki referansları nelerdir?

(4) Bu yöntemlerin yararı Türkiye’de depremzedelerle yapılan kontrollü çalışmalarla gösterilmiş midir? Gösterilmişse, literatürdeki referansları nelerdir?

(5)  Bu yöntemler kitlesel felaketlerden etkilenen, kimi zaman sayıları milyonları bulabilecek kitlelere ekonomik bir biçimde iletilebilmeye uygun mudur?

5. soru özellikle önem taşımaktadır, çünkü bir tedavi etkili bile olsa kitlelere yaygın olarak iletilemiyorsa kitlesel felaketlerin yarattığı ruh sağlığı sorununun çözümünde işe yarayacak bir tedavi değil demektir.

Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, Türkiye’de de kitlesel travmalar konusunda gelişmiş bir uzmanlık alanı yoktur. Deprem travmasının tedavisi konusunda hiçbir orijinal çalışma çıkarmamış bir ülkede bu konuda bir bilgi birikiminin olduğu ileri sürülemez. Deprem travmasının etkileri konusunda yapılmış sınırlı sayıda çalışma Türkiye’de bu konuda bir uzmanlık alanının gelişmiş olduğunu göstermez.

Bu konudaki yazılarımın amacı Türkiye’de travma konusunda bir uzmanlık alanının yaratılmasına katkıda bulunmaktır. Benzer eleştirel yazıları geçmişte Batı ükelerindeki çalışmalar için de yazdım. 2006’da savaş ve işkence travması konusunda British Medical Journal’da yayınlanan bir yazım buna bir örnektir. Türk ruh sağlığı çalışanlarına bu yazının uluslararası meslek çevrelerinde yol açtığı tartışmaları da okumalarını öneririm. Bu tartışmalar deprem travması için de geçerlidir. Önemli ölçüde bu tür eleştirel yazılar nedeniyledir ki bugün Avrupa’da travma rehabilitasyon programları sorgulanmakta ve yararlı olup olmadıklarını anlamak amacıyla çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye’nin de yapması gereken budur.

Blog yazılarımda da belirtiğim gibi, Türk ruh sağlığı camiası kitlesel travma tedavisi konusunda dünyanın 20 yıl önüne geçmek istiyorsa, Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışmak yerine, bu konuda bilginin nerede durduğunu daha iyi anlayıp önceliklerini ona göre belirlemesi  gerekir. Aksi halde Türkiye’de bu alanda hiçbir ilerleme mümkün olmayacaktır.

Son olarak belirteyim ki, amacım bu konuda bir polemik yaratmak değil. Ancak, TPD bu konudaki görüşlerime tekrar karşılık verme gereğini hissederse, öncelikle yukarıda sıraladığım soruların cevabını vermesi gerekecektir. Bu yapılmadığı sürece ‘psikososyal destek’ veya ‘psikoeğitim’ adı altında yapılan çalışmaların TPD’nin küçümsediği “yüzü boyalı çocuklar” yaklaşımından daha yararlı olduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Ayrıca, bu soruların cevabı aranmadan, bilimsel verilerden çok kişisel fikirlere dayanarak bu konunun tartışılmasının hiçbir yarar sağlamayacağını belirtmek isterim.

.

Advertisements

Tagged as: , , , ,

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

Book on Mass Trauma

Book on a mental healthcare model for mass trauma survivors

Enter your email address to follow this blog and receive notifications of new posts by email.

%d bloggers like this: